+ Konuyu Cevapla + Yeni Konu Aç
Toplam 3 sonuçtan 1 ile 3 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Günahlardan Tövbeyle Arınmak

  1. #1
    Yemek Yakan yanlizdeğilım Çok ünlü. yanlizdeğilım Çok ünlü. yanlizdeğilım Çok ünlü. yanlizdeğilım Çok ünlü. yanlizdeğilım - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Aug 2008
    Bulunduğu Yer
    İSTANBUL.KARTAL-(RİZE)
    Mesajlar
    604
    Rep Puanı
    6

    Standart Günahlardan Tövbeyle Arınmak




    Bu Konuyu Facebookta Paylaş

    <H2 align=center>Berat Kandili</H2>

    Hadislerle Berat Kandili




    Günahlardan Tövbeyle Arınmak



    Yüreğimizin yandığı, gözyaşlarımızın çağladığı anlar vardır. Geçen günleri düşündükçe; “Ah keşke böyle yapmasaydım, şunları yaşamasaydım” dediğimiz, hiç hatırlamak istemediğimiz nice hallerimiz vardır. Ama olan olmuştur. Amel defterimizi yazan melekler, her şeyi kaydetmiştir.

    Bu sabah balkonumdaki kumruların ‘hu, hu’sundan içime bir nur doğdu. Çocukluğuma, o günahsız günlere, özlemle uyandım. Duama cevap gelmekte gecikmedi.
    Sevimli, küçük bir çocuk, oturduğum koltuğun sol yanında başını cama dayamış dışarısını seyrediyor ve hiç olmayacak şeylerin peşinde: “Ben bebek olmak istiyorum,” “Allah beni bebek yapsın,” diyordu. Anne, baba dahil arabanın içindeki herkes şaşkın ve çaresiz. Başını okşadım. O hâlâ söylenmeye devam ediyordu; “Bebek, yeniden bebek olmak istiyorum.”
    Ah be güzel çocuk! O günlere tekrar dönmeyi kim istemez ki? Allah’ım küçücük dudaklara, büyük lâflar ettiriyorsun.
    Hiç düşündünüz mü? Allah’ın katında neden özel bir yeri vardır çocukların, ihtiyarların ve hastaların diye. Çünkü âciz ve zayıftırlar. Sevgiye ve şefkate muhtaçtırlar. Dualıdırlar.

    O büyük hesap gününü, mahşeri düşündükçe yüreğimin yağı eriyor. Hz. Ebubekir’in ve daha nicelerinin sözlerini hatırlıyorum; “Keşke bir çocuk olsaydım, keşke toprak olsaydım, keşke bir daha dirilmemek üzere ölseydim de hesaba çekilmeseydim” diye söylemelerinin hikmetini şimdi anlıyorum. Hesap gününün dehşetini hakkalyakîn duymuşlar, o günü ölmeden önce yaşamışlar.
    Allah (c.c.), isim ve sıfatlarıyla tanındıkça, insan marifetullahta ilerledikçe, imtihanı daha da zorlaşıyor. İnsan, bilgisi nispetinde Allah’ı seviyor ve emrini dinliyor.
    Bazen kalbimizi, ümitsizlik bulutları kaplamaya başlar. Sonra bu tablo birden değişir. Yerini rahmete bırakır. Yağmur gibi kalbimize ümit yağmaya başlar. Rabbimizin rahmetiyle yıkanırız. Günahlarımızdan istiğfarla yıkanıp, tövbeyle temizleniriz.
    Tövbenin bir şartı da Allah’ın affedeceğine inanmaktır. Rabbimizin o engin rahmetiyle, şefkatiyle çepeçevre kuşatılmışız. O’na sığınırız, O’na güveniriz.



    Allah’ım tövbemizi kabul eyle. Küçük büyük, gizli açık günahlarımızı affeyle. Rahmetinden sonsuza kadar ümitvar eyle. Son nefeste de adını yar eyle. Kabirde de imanımı yoldaş eyle. Azabından ve hesabından korkup, çekinenlerden eyle. Suçumu, kusurumu, hatamı günahımı ilk andan bugüne kadar ne varsa defterimde yazılı hepsini itiraf ediyorum. Hepsinin affını rica ediyorum senden. Tövbemin kabulünü bekliyorum. Merhametine güveniyorum. Çünkü Sen Tevvab’sın, Vehhab’sın, Gafur’sun, Settar’sın. Affedici, esirgeyip bağışlayıcı sadece Sensin.
    Hayra da, şerre de, iyiliğe de, kötülüğe de elverişli yaratılmışız.
    Kalbe gelenin iyi ya da kötü olduğunu anlamanın yolunu, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle açıklıyor:
    “Eğer kalpte, kötülüğe karşı belli belirsiz bir fısıltı, gizli bir ses işitilirse, bilmeli ki, o fısıltıyı yapan şeytandır. Gizli ses de onun telkini ve vesvesesidir.
    Eğer tam zıttı ise, yani gelen ses bizi hakka ve iyiliğe çağırıyorsa o ses melek tarafındandır, Allah’tandır.”
    İnsan olarak yaratılıştan nefsimizin arzu ve isteklerine uymaya ve duygularımızı o yolda kullanmaya düşkünüz. Nefis ise, şer ve kötülüklerin kaynağı olan şeytanın aracısı ve bir âletidir. Şeytan, nefsimizi kullanmakla bizi azdırıp, saptırabilir. Rabbimize sığınmakla, samimi ve ihlâslı bir kul olmakla bu tehlikelerden kurtulabiliriz.
    Tavır ve davranışlarımızın iyi ya da kötü olduğunu en ince noktasına kadar gösteren tek ölçü dinimizin emirleri. Yapılan her çeşit kötülükleri, haksız ve uygunsuz davranışları İslâm dini “günah” ismi altında toplar. Günahlar ise, Yüce Allah’a, kendimize, ve başkalarına karşı olmak üzere üç gruba ayrılır.
    Hz. Peygamber (s.a.v.) herhangi bir tutum ve davranışın günah olup olmadığını Medineli Ensar’dan iki kişinin fazilet ve günah hakkındaki sorularına verdiği bir cevapla belirtmiştir.
    “Fazilet, huy güzelliğidir ve kalbini ferahlandıran şeydir.
    Günah da içini tırmalayan, rahatsız eden, halkın görmesini ve bilmesini istemediğin şeydir.”

    Günahın küçüğüne aldırış etmemek olmaz. Büyük tepeler, küçük taşlardan oluşur. İnancı güçlü bir insan, günahlarının manevî ağırlığı altında ezilir. İmanı ve inancı zayıf olan ise, günahları, burnunun üstündeki bir sinek gibi görür, önemsemez.
    Başımıza gelen musibet ve fenalıklar insanın hep kendi kazancıdır. Nisa sûresi, 79. âyette de; “Sana gelen her iyilik Allah’tandır. Sana gelen her fenalık, kötülük de kendindendir,” der.
    Bazen kalbimizi, endişe korku kaplar. Bazen de geçim sıkıntısına düşeriz. O zaman, Allah’a olan inancımızı ve güvenimizi tekrar sağlamlaştırmamız gerekir.
    “Kim benim zikrimden yüz çevirirse, ona dar bir geçim vardır…” (Tâhâ, 124)
    Günahlar, insana maddî ve manevî mahrumiyetler getirir. Kalp bunlardan kurtulup aklanmadıkça, ibadetten de bir haz ve bir tad alamaz.
    Kalbimiz, maddi ve manevî hayatımızı düzenleyen yegâne organımızdır. Bunun içindir ki, Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor; “Haberiniz olsun ki, bedenin içinde bir et parçası vardır. O iyi olunca bütün ceset iyi olur. O bozuk olunca, bütün ceset de bozuk olur. İşte o et parçası kalbtir.” (Buharî, c.1, s. 19)
    Hz. Peygamberimiz (s.a.v.), “Mü’min, bir günah işlediğinde onun kalbinde siyah bir nokta konulur. O, bunu tövbe ve istiğfar ile silip atınca, kalbi o lekeden temizlenir. Eğer günaha dönerse, o noktalar artırılır ve nihayet onlar, o mü’minin kalbini kaplar,” buyuruyor.
    Allah’ım; Seni hakkıyla tanıyamamaktan, sevgili Peygamberimizi (s.a.v.) lâyıkıyla bilip, örnek alamamaktan af diliyorum. Tövbeler ediyorum. Cahillikten, kibirlenmekten, gururdan, hasetten, kıskançlıktan, yalancılıktan, yanlış inançlardan, nefsimin heva ve heveslerine uymaktan, gösterişin her türlüsünden, kendimi beğenmekten, riyadan, amel ve ibadetlerimle gösteriş yapmaktan, tanınmak, görünmek, bilinmek ve şöhret belâsından, vara yoğa kızıp, haksızlık etmekten, kin ve inat gütmekten, Sana sığınıyorum. Bunları bilerek ya da bilmeyerek yaptıysam Senden af ve özür diliyorum. Günahlarıma tövbe ediyorum. Bir daha işlememeye azmediyorum. Affeyle Allah’ım. Affeyle Rabbim. Âmin…


    Allah’ım; savurganlıktan, cimrilikten, acelecilikten, kötü kalpli olmaktan, sabırsızlıktan, neme lâzımcılıktan, münafıklık etmekten, sui zandan, nefsimin arzularına düşkünlükten, günah işlemekte ısrar etmekten, senden başka bir güç ve kudrete itimat etmekten sana sığınırım. Eğer bilerek ya da bilmeyerek, bu veya bir başka fiili işlemiş isem, hatamı itiraf ediyorum, pişmanlık duyuyorum ve bunu bir kere daha işlememeye azmediyorum. Sana en içten ve samimi duygularla tövbe etmek istiyorum. Kalbimdeki katılığı ve pası sil, gider, Rabbim. Tövbelerimizi kabul eyle Allah’ım. Ne olur Rabbim, kabul eyle. Âmin.
    Dünyada da ahirette de yüz karası olacak günahlarla huzuruna gelmek istemiyoruz, bizleri affeyle.
    Günahlarımızdan kurtulmak için Sana tövbe ediyoruz. Rabbim, senin açık ve kesin emrine uyuyoruz. Sen Kur’an’da öyle buyuruyorsun:
    “Hepiniz, Allah’a tövbe edin ey mü’minler. Tâ ki, korktuğunuzdan emin, umduğunuza nail olasınız.” (Nur, 31)
    Allah’ım Seni anmaktan, fiilen, halen, kalben ve tavren, şeytanın gaflete düşürücü vesvese ve tuzaklarından hepimizi uzak eyle…
    Allah’ım, insanlığın ilki ve başı dedemiz Hz. Âdem’in ve Hz. Havva’nın Kur’an’da geçen ilk tövbesi ile tövbemizi kabul buyur:
    “Ey Rabbimiz! Biz kendimize yazık ettik. Eğer, Sen bizi bağışlamaz ve merhamet etmezsen, herhalde en büyük zarara uğrayanlardan olacağız.” (A’raf, 23)
    Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz de, çok zaman: “Allah’ım! Beni bağışla. Tövbemi kabul buyur. Tövbeleri, çok çok kabul eden merhametli Sensin, Sen” diyerek dua ederdi.
    Hatta “Rabbinizden mağfiret dileyiniz. Sonra, Ona tövbe ile dönünüz. Çünkü benim Rabbim çok esirgeyendir. Mü’minleri çok sevendir” Hud Sûresinin 90. âyetleri nazil olduğu zaman, Hz. Peygamber (s.a.v.) her gün yüz kere istiğfar etmeye başlamıştı.
    Peygamberimiz (s.a.v.) her insanın, hangi hâl ve hangi iş üzerinde bulunurken ölmüşse, ona göre diriltileceğini söylüyor.
    Rabbimiz de; “Ey iman edenler! Allah’tan korkunuz! Herkes, yarın için, önden ne göndermiş olduğuna baksın!


    Allah’tan korkunuz! Çünkü Allah, ne yaparsanız hakkıyla haberdardır.” (Haşr, 18) buyuruyor.
    İnsanın kusursuz olmayacağı, bir gerçektir. Fakat, kusurunu bilmek ve onu tekrarlamamaya çalışmak da, bir görevidir, meziyettir. Burada kendini hesaba çeken, sorgulayan insan ne bahtiyardır. Hayat muhasebesinde bizi kurtaracak ve ilk baş vurulacak şey, tövbe etmemizdir. Yaptığı kötülüklerden pişmanlık duyan kimse, tövbenin ilk adımını atmış demektir.
    Peygamberimiz (s.a.v.) pişmanlığın, bir çeşit tövbe olduğunu haber vermiştir. Yaptıklarından hemen tövbe etmeyip onu, geciktiren veya “ileride tövbe ederim” diyenler, şüphesiz aldanmışlardır.
    Hz. Lokman’ın oğluna “tövbeyi geciktirme! Çünkü, ölüm, sana ansızın gelir!” der.
    Yüce Allah; Mü’min, münkir bütün kullarının tövbe etmelerini, bağışlanmak için af dilemelerini, rahmetinden ümitsizliğe düşmemelerini istemekte, kendilerinin bütün günahlarını bağışlayacağını bildirmektedir.
    “Bilmeyerek günah işleyen, sonra da tövbe edenler, bağışlanır ve Cennete girerler.” (Nahl, 119)
    “Tövbe ve iman edip yararlı âmellerde bulunan insanlar, dünya ve ahirette felâh bulur, umduklarına kavuşurlar.” (Furkan 70-71)
    “Mü’minlerden, kim bilmeyerek bir fenalık yapıp, sonra da ondan tövbe ve nedametle hallerini düzeltirse bilsin ki, Allah muhakkak çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.” (En’am, 54)
    “Küfürden, zulümden tövbe edip iman ve hallerini ıslah edenlerin tövbeleri kabul olunur.” (Mâide, 39)
    Hz. Peygamber (s.a.v.) “Günahından tövbe eden kimse, hiç günah işlememiş gibidir,” (İbni Mace, Sünen, c.2, s. 1420) buyuruyor. İşlenilen günahlardan dolayı edilecek tövbede, dil ile istiğfarda bulunmak, kalb ile pişmanlık duymak, günah işlemeyi bırakmak ve o günaha bir daha dönmemeye azmetmek gerekir.



    Tövbe eden kimsenin; yalanı, gıybeti, koğuculuğu, boş boğazlığı bırakması. Kalbinde kin, hased, düşmanlık duygularına yer vermemesi. Düşüp kalktığı yaramaz arkadaşlarından ve kötü dostlarından uzaklaşması. Rabbine ibadetten geri kalmaması ve ahiret hazırlığı yapması... Tövbesinin kabul olunduğunun belirtileri ve işaretleridir. Sahabeden Abdullah b. Ömer “İşlediği günahı hatırlayarak kalbine korku düşen kimse, günahlarının silineceğine emin olsun” demiştir. Bu gibi insanlara sevgi göstermek, tekrar aynı yola düşmemeleri için dua ve temennide bulunmak görevimizdir. Bu da bir yardımdır.
    Günah, Allah (c.c.)’a, insanlara ve kendimize karşı olmak üzere üç gruba ayrıldığı gibi, tövbeyi de, Allah’a karşı işlediğimiz günahlardan tövbe, başkalarına karşı işlediğimiz günahlardan tövbe diye gruplandırabiliriz.
    Allah’a karşı işlenilen günahlar; İmana, itikada dair günahlar ve âmeli yani ibadete yönelik günahlardır. Her iki kısım günahın da büyük ve küçük olanları vardır. İtikadla ilgili günahların en büyüğü: Zâtında ve sıfatlarında yüce Allah’a şerik ortak koşmak, yahut Allah’ı inkâr etmektir.
    Dünyada, bu günahtan kurtulmanın, arınmanın yolu: Müşrikliği ve imansızlığı bırakıp Allah’tan af dileyerek tövbe etmek, Allah’ı, şeksiz, şüphesiz var ve bir bilmektir. Dünyada bu şekilde tövbe ve iman etmeyenleri, Rabbimiz asla, bağışlamıyor, temelli azapta bırakıyor. Allah’ın “Yapınız!” dediğini, yapmamak, “Yapmayınız!” dediğini yapmak suretiyle işlenilen günahlar, dünyada iken tövbe ve pişmanlık duymakla, Allah’a yalvarıp yakarmak, O’nun emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından sakınmakla bağışlanıyor.



    İşlenmiş olan günahlardan tövbe edilmekle birlikte, o günahların sayısı kadar hayr ve hasenat da, işlemenin gayreti içinde olmalıyız. Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’inde: “…Çünkü, haseneler, günahları giderir…” (Hud, 114) buyurduğu gibi, Peygamberimiz (s.a.v.) de, işlenilen bir günahı yok etmesi için onun arkasından hemen bir hasenenin, bir iyiliğin işlenmesini tavsiye buyurmuştur. (Münzirî, Ettergibu vetterhib, c.4, s. 109)
    Kendimize karşı işlediğimiz günahlar, Allah ile kul arasında kalan günahlardır. Bu çeşit günahların tövbesi; dil ile istiğfarda bulunmak, kalb ile pişmanlık duymak, onları, bir daha işlememeye niyet ve azmetmektir. Başkalarına karşı işlediğimiz günahlardan tövbeye gelince. Bu, kul haklarına girdiği için, hepsinden daha önemli ve daha ağırdır. Kul hakları: Mala, cana, ırz ve namusa, aile mahremlerine ve dine dairdir. Malla ilgili haklardan doğan günahlardan kurtulmanın ve arınmanın yolu; tövbe ve nedamet ederek o malı veya bedelini mal sahibine ödeyip helâllaşmak, Eğer hak sahibi kaybolmuş veya ölmüşse, o malı veya bedelini hak sahibinin varislerine ödemek. Varisleri yoksa onu, hak sahibi hesabına sadakalar vermek, Allahtan da af dilemektir. Tasadduk edecek mala sahip olmayanların, ahirette hak sahibini razı edip, hakkından vazgeçirmesi için yüce Allah’a yalvarıp yakarmaktan, ağlayıp sızlanmaktan başka çareleri kalmamış demektir.

    Gıybet ve iftira etmek, sövüp saymak, hakaret etmek, dövmek veya dövdürmek, Aile mahremlerini açıp, öğrenmeğe çalışmak, küfür ve dinsizlik isnad etmek.. gibi, ırz ve namusa, nefse, aile mahremlerine ve dine taallûk eden haklardan doğan günahlardan kurtulmanın, arınmanın yolu:
    Bu konuda sarf edilmiş olan sözlerin, yapılan hareketlerin tamamıyla asılsız, yersiz ve haksız olduğunu, hak sahibinin huzurunda itiraf etmek, hakkını helâl etmesini ondan dilemektir.
    Hak sahibinin gıyabında işlenmiş olan günah, kendisine açıklandığı takdirde, bir fitne ve fesad kopmasından korkulacak nitelikte ise, onu açıklamamak, fakat meclislerde, toplantılarda, dostları ve yakınları arasında, hak sahibinin iyi ve güzel huylarını anmak suretiyle daha önce onun hakkında söylemiş olduklarını geri almak, ahirette de, onu razı ederek hakkından vazgeçirmesi için yüce Allah’a yalvarıp yakarmak, ağlayıp sızlanmak, istiğfar etmek, hak sahibi adına hayr ve hasenat yapmaktan ve herkese iyi davranmaktan geri durmamak. Hakkına tecavüz edilen kimse, ölmüş, yapılan zulüm de, dil ve el ile yapılmış ise, o kimseyi rahmetle anmak, onun çoluğuna çocuğuna iyiliklerde ve iyi muamelelerde bulunmak gerekir.
    Şüphe yok ki, yüce Allah, kullarından kusurlarını itirafla tövbe edenlerin tövbelerini kabul ve günahlarını afveder.
    Nitekim, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
    “O, kullarından tövbeyi kabul eder. Günahlardan (tövbe edenleri) af buyurur ve bütün yaptıklarınızı bilir.” (Şûra, 25)
    Yeter ki, kul, yüce Allah’a açık bir kalble yönelmesini, “Aman ya Rabbi” demesini bilsin. Yüce Allah, tövbe eden kullarını bağışladığı gibi, onları, günahlarının ağırlığı, ayıbı ve utancı altında da, bırakmaz. Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz, bakınız ne buyuruyorlar:
    “Yüce Allah, tövbe eden kullarını bağışladığı gibi, onları, günahlarının utancı ve ağırlığı altında da bırakmaz.”
    Bir diğer hadislerinde ise: “Yüce Allah, tövbe eden ve tövbesi kabul olunan kimsenin amelini yazan meleğe, onun günahını unutturur. Onları işleyen azaya da, işlenen yere de unutturur. O kimse, aleyhine şehadette bulunacak hiçbir şey ve hiçbir kimse bulunmadığı halde mahşere gelir!”



    Böyle olanların, Kıyamet gününde amel defterlerine bakıp, baş tarafında günahlarını, sonunda da, hasenelerini yazılı bulacakları, defterlerinin baş tarafına tekrar baktıkları zaman, tamamının hasenelerden ibaret bulunduğunu görecekleri de, ayrıca bildirmiştir. (Munziri-Ettergibu vetterhib c.4 s.94-95)
    Yüce Allah da, bu hususta şöyle buyurur: “Ancak, tövbe ve iman edip iyi amellerde bulunan kimseler müstesnadır. İşte, Allah, onların günahlarını sevaplara çevirir. Allah, çok bağışlayıp, affedici ve çok esirgeyicidir.” (Furkan, 70)
    Rabbim, Hz. Peygamberimizin (s.a.v.) dünyamızı şereflendirdiği günler ve aylar hürmetine hepimizin günahlarını affeylesin. Dünyada ve ahirette afiyetler ihsan eylesin. Cennetiyle, cemâliyle müşerref eylesin. Sonsuza kadar salâtu selâm Peygamberimizin (s.a.v.) üzerine olsun. Âmin.
    Selim Gündüzalp

    ------------------------------------------------------------------------

    Berat Kandili


    Hadislerle Berat Kandili

    Ebu Hüreyre Radıyallahu And’dan rivayet edildiğine göre: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimiz şöyle buyurmuştur:
    —“Şaban ayının on beşinci gecesinin ilk vaktinde Cebrail (a.s) bana geldi; şöyle dedi:
    —“Ya Muhammed, başını semaya kaldır. Sordum.
    —“Bu gece nasıl bir gecedir? Şöyle anlattı:
    —“Bu gece, Allah-u Teala, rahmet kapılarından üç yüz tanesini açar. Kendisine şirk koşmayanların hemen herkesi bağışlar. Meğer ki, bağışlayacağı kimseler büyücü, kahin, devamlı şarap içen, faizciliğe ve zinaya devam eden kimselerden olsun. Bu kimseler tövbe edinceye kadar, Allah-u Teala onları bağışlamaz.

    Gecenin dörtte biri geçtikten sonra, Cebrail yine geldi ve şöyle dedi: "Ya Muhammed başını kaldır. Bir de baktım ki, cennet kapıları açılmış.
    Cennetin birinci kapısında dahi bir melek durmuş şöyle sesleniyor: "Ne mutlu bu gece rüku edenlere.
    İkinci kapıdan dahi bir melek durmuş şöyle sesleniyordu: "Bu gece secde edenlere ne mutlu".
    Üçüncü kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: "Bu gece dua edenlere ne mutlu." Dördüncü kapıda duran melek dahi şöyle sesleniyordu: -"Bu gece, Allah'ı zikredenlere ne mutlu".
    Beşinci kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: "Bu gece Allah korkusundan ağlayan kimselere ne mutlu."
    Altıncı kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: "Bu gece Müslümanlara ne mutlu." Yedinci kapıda da bir melek durmuş şöyle sesleniyordu: "Günahının bağışlanmasını dileyen yok mu ki, günahları bağışlansın.
    Bunları gördükten sonra, Cebrail'e sordum: "Bu kapılar ne zamana kadar açık kalacak?
    Şöyle dedi: "Ya Muhammed, Allah-u Teala, bu gece, Kelp kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısı kadar kimseyi cehennemden azat eder."
    - Hz. Ayşe Radıyallahu Anha anlatıyor: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri, Nıfs-u Şa'ban gecesinde dünya semasına iner ve Kelb kabilesinin koyunlarının tüyünün adedinden daha çok sayıda günahı affeder."
    Berat Gecesinin Mahiyeti ve Önemi

    Yıllık bir program çerçevesinde yürütülen ticari faaliyetler yıl sonunda o program esaslarına göre kontrol) ve teftiş edilir. Kâr zarar hesapları yapılır. Kesin hesabın tespitinden sonra da gelecek yılın programı hazırlanarak şeklini alır.
    Her yıl tekrar edilen bu kontrol ve tespit işlemleri sayesinde ekonomik hayatta istikrarlı ve sağlam bir ilerlemenin temini mümkün olur.
    Bu misalin ışığında manevi hayatımıza ve faaliyetlerimize bakalım. Dünya, âhiret hayatının kazanılması için yaratılmış bir manevi ticaret yeri olduğuna göre, o ticaretle ilgili faaliyetlerin de yıllık muhasebeye tabi olması gayet tabiidir.
    Bu muhasebenin vakti üç ayların içindedir. Berat Kandili ile başlayıp Kadir Gecesiyle biten devreye rastlar.
    Duhan Sûresinin 2., 3. ve 4. âyetlerinin Berat Gecesinden bahsettiği bildirilmektedir. Âyetlerin meali şöyle:

    "O apaçık kitaba and olsun ki, biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız. Bütün hikmetli işler o gecede tefrik olunur."
    Bu âyetler hakkında iki görüş vardır. Çoğu tefsir bilginlerinin görüşüne göre, bu mübarek gece Kadir Gecesidir. İkrime bin Ebi Cehil'in de dahil olduğu bir grup alim ise; bu gecenin Berat Gecesi olduğunu söylemişlerdir. Her iki tefsiri birleştiren diğer bir görüşe göre de, hikmetli işlerin ayırımının yapılmasına Berat Gecesinde başlanmakta ve bu işlem Kadir Gecesine kadar devam etmektedir. Bu hikmetli işler nelerdir ve âyetin mânası nedir?

    Yıllık Kader Programı

    İbni Abbas'tan rivayet edildiğine göre, hikmetli işlerin birbirinden ayırd edilmesi şu şekilde cereyan etmektedir:
    Bu seneden gelecek seneye kadar meydana gelecek olayların hepsi ayrı ayrı melekler tarafından defterlere yazılır. Rızıklar, eceller, zenginlik, fakirlik, ölümler, doğumlar hep bu esnada kaydedilir. O yılki hacıların sayısı bile bu devrede takdir olunur. Herkesin ve her-şeyin o sene içindeki mukadderatı kaydedilir.

    Rızıkla alakalı defterler Mikail Aleyhisselâma verilir.

    Savaşlarla ilgili defterler Cebrail Aleyhissalama verilir.

    Ameller nüshası dünya semasında görevli melek olan İsrafil'e verilir ki bu büyük bir melektir.

    Ölüm ve musibetlerle ilgili defter de Azrail Aleyhisselâma teslim edilir.

    Fahreddin er-Râzî"nin açıklamasına göre bu defterlerin düzenlenmesi Berat Gecesinde başlar, Kadir Gecesinde tamamlanarak her defter sahibine teslim edilir.1

    Berat Kandilinin "bütün senede bir kudsi çekirdek hükmünde ve beşer mukadderatının programı nev'inden olması cihetiyle Leyle-i Kadrin kudsiyetinde" olması bu manalara dayanmaktadır.2

    Kur'ân'ın bu gecede indirilmesi meselesine ise şöyle bir açıklama getirilmektedir:

    Berat gecesi, Kuran-ı Kerimin Levh-i Mahfuzdan dünya semasına toptan indirildiği gecedir. Buna inzal denir. Kadir gecesinde ise Peygamberimize ilk kez ve parça parça indirilmeye başlanmıştır. Buna da tenzil denir.

    Berat Gecesinin Özellikleri

    Tefsirlerde bu gece ile ilgili olarak şu şekilde izahlar yer almaktadır: Vergi ödendiği zaman nasıl ki vergi borçlusuna borcundan kurtulduğunu gösteren bir belge veriliyorsa, Allah Azze ve Celle de Berat Gecesinde mü'min kullarına berat yazar. Zaten bu gecenin dört adı vardır: "Mübarek Gece", "Berae Gecesi", "Sakk Gecesi. Belge ve senet. (Allah Teala bu gece mü'min kullarına beraet yazar)", "Rahmet Gecesi."

    "Berat, beraet" kelimesi "el-berâe" kelimesinin Türkçedeki kullanılış şeklidir. Beri olmak, aklanmak, temiz ve suçsuz çıkmak demektir.
    "Berâet" iki şey arasında ilişki olmaması, kişinin bir yükümlülükten kurtulması veya yükümlülüğünün bulunmaması anlamına gelmektedir. Mü'minlerin bu gece günah yüklerinden kurtulup İlâhî bağışa ermeleri umulduğu için de Berat Gecesi denmiştir.

    Bir kısım âlimlerin, kıblenin Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'dan Mekke'deki Kabe istikametine çevrilmesinin Hicretin ikinci yılında Berat Gecesinde gerçekleştiğini kabul etmeleri de geceye ayrı bir önem kazandırmaktadır.3

    Berat Gecesinin beş ayrı özelliği vardır.
    1. Bütün hikmetli işlerin ayırımına başlanması.
    2. Bu gecede yapılacak ibadetlerin diğer vakitlere nispetle kat kat sevaplı olması.
    3. İlâhi rahmetin bütün âlemi kuşatması.
    4. Allah'ın af ve bağışlamasının coşması.
    5. Peygamberimize tam bir şefaat yetkisinin verilmiş olması.

    Bir rivayette bildirildiğine göre Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam Şâban'ın onüçüncü gecesi ümmeti hakkında şefaat niyaz etti, üçte biri verildi. Ondördüncü gecesi niyaz etti üçte ikisi verildi. Onbeşinci gecesi niyaz etti, hepsi verildi. Ancak Allah'tan devenin kaçması gibi kaçanlar başka...

    Zemzem kuyusunun bu gecede açık bir şekilde coşup çoğalması da bu manaları kuvvetlendiren kutsal bir işaret olarak yorumlanmaktadır.4

    Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde Berat Gecesinin feyiz ve bereketini çeşitli şekillerde nazara vermektedir.
    "Şâban'ın 15. gecesi geldiğinde geceyi uyanık ibadetle, gündüzü de oruçlu olarak geçirin. O gece güneş battıktan sonra Allah rahmetiyle dünya semasına tecelli eder ve şöyle seslenir:

    "İstiğfar eden yok mu, affedeyim ve bağışlayayım. "Rızık isteyen yok mu, hemen rızık vereyim.
    "Başına bir musibet gelen yok mu, hemen sağlık ve afiyet vereyim.
    "Böylece tan yerinin ağarmasına kadar bu şekilde devam eder." 5

    Çünkü o gece İlâhi rahmet coşmuştur. Berat Gecesi beşer mukadderatının programı çizilirken insanlara verilen eşsiz bir fırsattır. Bu fırsatı değerlendirip günahlarını affettirebilen, gönlünden geçirdiklerini bütün samimiyetiyle Cenab-ı Hakka iletip isteklerini Ondan talep eden ve belalardan Ona sığınan bir insan ne kadar bahtiyardır. Buna karşılık, her tarafı kuşatan rahmet tecellisinden istifade edemeyen bir insan ne kadar bedbahttır.

    Bu Gece Af Dışı Kalanlar

    Peygamber Efendimiz bu gecede af dışı kalanları şu hadisleri ile bildirmektedir:

    "Muhakkak ki, Allah Azze ve Celle Şâban'ın onbeşinci gecesinde rahmetiyle yetişip herşeyi kuşatır. Bütün mahlukatına mağfiret eder. Yalnızca müşrikler ve kalbleri düşmanlık hissiyle dolu olup insanlarla zıtlaşmaktan başka bir şey düşünmeyenler müstesna."6 "Yüce Allah bu gece bütün Müslümanlara mağfiret buyurur, ancak kâhin, sihirbaz yahut müşahin (çok kin güden) veya içkiye düşkün olan veya ana babasını inciten yahut zinaya ısrarla devam eden müstesna."7
    "Allah Teâlâ Şâban'ın onbeşinci gecesi tecelli eder ve ana-babasına asi olanlarla Allah'a ortak koşanlar dışında kalan bütün kullarını bağışlar."8
    Üç aylara ayrı bir ruh ve mâna içinde giren Peygamber Efendimiz özellikle Şaban ayına özel bir özen gösterir, başka zamanlarda görülmemiş bir derecede ibadete ve âhiret işlerine yönelirdi. Bu ayın çoğu günlerini oruçlu geçirirken, geceleri de diğer gecelerden çok farklı bir şekilde ihya ederdi.

    Bir Berat Gecesinde uyanıp da Resulullah Aleyhissalâtü Vesselamı yanında bulamayan Hz. Âişe kalkarak Efendimizi aramaya başladı. Sonunda Peygamberimizi Cennetü'1-Bakî mezarlığında başını semaya kaldırmış halde buldu.
    Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam mübarek hanımına Berat Gecesinin faziletini şöyle anlattı:
    "Muhakkak ki, Allah Teâlâ Şâban'ın onbeşinci gecesinde dünya semasına rahmetiyle tecelli eder ve Benî Kelb Kabilesinin koyunlarının kılları sayısınca insanları mağfiret eder."9

    İşlenen sevaplı amellerin değeri başka zamanlarda on ise, Berat Kandilinde yirmi bindir. Meselâ başka zamanlarda okuduğumuz bir tek Kur'ân harfine on sevap veriliyorsa, bu gecede her bir harfine yirmi bin sevap verilmektedir.

    Bu bakımdan tam bir ihlâsla çalışıp ihyasına gayret gösterebildiğimiz takdirde Berat Kandili elli bin senelik bir ibadet hayatının sevabını bir gece içinde bize kazandırabilir. "Onun için elden geldiği kadar Kur'ân ve istiğfar ve salavatla meşgul olmak büyük bir kârdır."10

    Tek kişinin çalışma ve kazanma gücü maddi hayatta olduğu gibi manevi hayatta da sınırlıdır diyorsak, bunun çaresi vardır. Aynı gayeyi paylaşan ve dünyada aynı maksatla yaşayan mü'min kardeşlerimizle birlikte teşkil ettiğimiz manevi şirket; bize hesabından âciz kalacağımız sonsuz bir manevi serveti kazandırabilir. Üstelik maddi kazançlarda kâr, ortaklar arasında bölünerek küçüldüğü halde mânevi kârda böyle bir şey kesinlikle söz konusu değildir. Çünkü manevi faaliyetler nurludur. Nur ise maddi eşya gibi küçülmez ve bölünmez.

    Berat Gecesi ibadeti

    Gecenin manevi değeri dolayısıyla namaz, Kur'ân tilaveti, zikir, tesbih ve istiğfarla geçirilmesi, bu gece vesilesiyle muhtaçlara yardım ve benzeri hayırlı amellere özel bir önem verilmesi müstehaptır.

    İmam-ı Gazali Hazretleri el-İhyâ'da, Berat Gecesinde yüz rekât namaz kılınması hakkında bir rivayete yer verse de, hadis âlimleri bu namazın sünnette yerinin olmadığını, böyle bir namazın Hicretten 400 sene sonra Kudüs'te kılınmış olduğu tesbitinde bulunurlar. Hatta İmam Nevevi böyle bir namazın sünnette bulunmadığı için bid'at bile olduğunu ifade eder.

    Bunun yerine kaza namazının kılınması daha isabetli olacaktır. Bununla beraber kılındığı takdirde de sevabının olmadığı anlamına gelmez.
    Çünkü ibadet alışkanlıklarının iyice azaldığı zamanımızda insanların bu vesileyle namaza yönelmelerini hoşgörü ile karşılamak faydalı olacaktır.

    Berat Gecesi Duası

    Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam bu gece Rabbine şöyle dua etmiştir:
    "Allahım, azabından affına, gazabından rızana sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamd etmekten âcizim. Sen Kendini sena ettiğin gibi yücesin."11
    Berat Duası

    Bazı mâna büyüklerinin de şöyle bir duası vardır:
    "Allahım, şayet ismimi saîdler defterine yazdıysan, orada sabit kıl. Şayet ismimi şakiler defterine yazdıysan oradan sil. Çünkü Sen buyurdun ki, 'Allah dilediğini siler yok eder, dilediğini de sabit bırakır, Levh-i Mahfuz Onun katındadır."12

    Bu idrak ve şuur içinde ihya edeceğimiz Berat Gecesinin hepimiz için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Haktan niyaz edelim.

    Kaynaklar
    1 Hülâsâtü'l-Beyân. 13:5251.
    2 Şualar, s,426.
    3 TDİ."Berat" maddesi.
    4 Hak Dini Kur an Dili, 5:4295
    5 İbni Mâce, İkame, 191.
    7 et-Tergîb ve't-Terhib, 2:118.
    8 İbni Mace, İkametü's-Salât, 191; Tirmizî, Savm, 38.
    9 Tirmizî, Savm:39.
    10 Şualar, s.426.
    11 et-Tergib ve't-Terhîb, 2:.119, 120.
    12 Ra’d Suresi, 39; Mecmuatü’l-Ahzab, 1:597.

    ------------------------------------------------------------------
    Münacat (Veysel Karani Hz.)





    Ya Rab!

    Nasıl büyük bir sarayın kapısını çalan bir adam, açılmadığı vakit, o sarayın kapısını, diğer makbul bir zâtın sarayca me’nûs sadâsıyla çalar- tâ ona açılsın;

    öyle de, bîçare ben dahi Senin dergâh-ı rahmetini, mahbub abdin olan Üveysü’l-Karânî’nin nidâsıyla ve münâcâtıyla şöyle çalıyorum.

    O dergâhını ona açtığın gibi, rahmetinle bana da aç!

    Allah’ım!
    Sen benim Rabbimsin, ben ise Senin bir kulunum.
    Sen herşeyi yaratan Hàlık’sın, ben ise Senin bir mahlûkunum.


    Sen rızık veren Rezzâk’sın, ben ise Senin rızkınla beslenen bir merzûkunum.

    Sen mülk sâhibi Mâlik’sin, ben ise Senin kölen olan memlüküm.

    Sen gerçek izzet sahibi olan Azîz’sin, ben ise âciz ve zelilim.

    Sen hazîneleri bitmeyen zenginlik sahibi Ganî’sin, ben ise Senin ihsanına muhtaç fakr-ı mutlak içinde bir fakirim.

    Sen gerçek hayat sahibi Hayy’sın; ben ise, Senin hayat verişin olmasa, bir ölüyüm.

    Sen varlığı ebedî olan Bâkî’sin, ben ise gelip geçici bir fânîyim.


    Sen sonsuz izzet ve şeref sahibi Kerîm’sin, ben ise zillet ve kötülükler içinde bocalayan bir leîmim.

    Sen sonsuz ihsan sahibi Muhsin’sin, ben ise günah ve kötülük işleyen bir âsiyim.


    Sen günahları bol bol bağışlayan Gafûr’sun, ben ise bir günahkârım.

    Sen sonsuz azamet ve büyüklük sahibi Azîm’sin, ben ise küçük ve değersiz bir hakîrim.


    Sen gerçek kudret ve kuvvet sahibi Kavî’sin, ben ise sınırsız acz içinde bir zaifim.

    Sen bağış ve ihsanı veren Mu’tîsin, ben ise lûtuf ve ikramına muhtaç bir dilenciyim.

    Sen her türlü zarar ve korkudan uzak Emîn’sin, ben ise maddî ve mânevî korkular içinde biriyim.

    Sen cömertlik sahibi Cevâd’sın, ben ise Senin cömertliğine muhtaç bir miskinim.

    Sen kullarının duâlarına cevap veren Mucîb’sin, ben ise ise Sana yalvaran duâcıyım.

    Sen şifâ veren Şâfî’sin, ben ise türlü türlü dertlere mübtelâ bir hastayım.

    Öyleyse ise Sen benim günahlarımı affet, hatâlarımı bağışla, hastalıklarıma şifâ ver,

    ey bütün kemâl sıfatlarla muttasıf olan Allah,
    ey her şeye bedel,her şeye yeten Kâfi,
    ey mahlûkatını besleyip büyüten ve mânilerini def’ eden Rab,
    ey va’dini mutlaka yerine getiren Vâfi,
    ey kullarına pek şefkatli olan Rahîm, ey maddî ve mânevî hastalıklara şifa veren Şâfî,
    ey ikram ve ihsânı bol olan Kerîm,
    ey belâ ve musîbetleri def’ edip âfiyet veren Muâfi!

    Benim bütün günahlarımı bağışla, her türlü hastalığa karşı bana âfiyet ver, beni ebediyen rızâna mazhar eyle. Bunu rahmetinle ihsân eyle ey Erhame’r-Râhimîn.

    Âmin!

    -----------------------------------------------------------------------------------------

    Allah c.c. her istediğimizi niçin vermiyor?

    Sayın Paksu, ben Hollanda'da ikamet ediyorum. Bugüne dek dinî ahlakımı müdafaa etmeye çalıştım. Bu ülkede genç insanların dinî ahlakını müdafaa etmesi çok zor... Kafama bir şey takıldı. Berat Kandili'nde Allah'ın insanlara, ne isterseniz o gece kabul göreceğine dair bir sözü varmış ama öyle bir şey yok. Çünkü sabaha kadar yalvardım, hiçbir duam kabul görmedi. Nasıl olur da "Bu gece Benden ne dilerseniz onu mutlaka vereceğim" diyen Yüce Allah vermiyor. Bu da insanlarda büyük psikolojik etki bırakıyor. Keşke böyle değil de "Belki kabul ederim" demiş olsa, o zaman insanları psikolojikmAn yıkmaz değil mi? İşte benim aklım bunu almıyor... (Rumuz: Yıldırım)
    Cevap; Allah için böyle düşünmemek lazım. O zaten bizi yoktan var etmiş. Dünyayı yaşayacağımız hale getirmiş, Aüneş'i bize bir lamba, Ay'ı bir kandil yapmış, gökyüzünü yıldızlarla süslemiş, bütün varlıkları emrimize vermiş, her tür yiyeceği, içeceği yaratmış.
    Değerini milyarlarla ölçemeyeceğimiz göz, kulak, el ayak gibi organları vermiş, bizi akılla, kalple, ruhla, binlerce duygularla süslemiş.
    Sonra İslam'la, Kur'ân'la, Peygamberimiz'le tanıştırmış, bu dünyadan sonra ebedi bir hayat, sonsuz yaşayacağımız bir âlem ve cennet vermeyi vadetmiş. Bütün bunları biz istemeden, aklımızdan bile geçirmeden ihsan etmiş, ediyor ve edecek...
    Bu açıdan biz sürekli Allah'a teşekkür/şükür ve minnet borçluyuz, O'na hamd ediyoruz, ibadet ediyoruz, O'na yakın olmaya, O'nu her zaman içimizde hissetmeye çalışıyoruz.
    Bize dua etmeyi de Allah öğretti. "İsteme" nimeti verdi. "Vermek istemeseydi, isteme nimetini" verir miydi hiç?
    Bu yönüyle dua bir ibadet, Allah ile irtibat/ilişki kurma eylemidir, O'nunla bir arada olma nimetidir, her şeyi O'ndan rahatlıkla isteme imkânıdır.
    Diyelim ki, akıl vermeseydi ne isteyecektik, her istediğimizi verse bile ne işe yarardı, ne anlamı olurdu? Bizi yaratılırken Ağız verdi, dil ve iştah verdi. Ağzımız olmasaydı, yiyecekler, içecekler neye yarardı?
    ***
    Allah her duayı işitiyor, duyuyor, her duadan haberdar oluyor, cevap veriyor, her isteğimizi biliyor. Fakat vermeye gelince, bazen istediğimizin aynısını veriyor, bazen daha iyisini veriyor, bazen yararımıza olmadığını bildiği için hiç vermiyor.
    Çoğu zaman da dualarımızı âhiretimiz için kabul ediyor. Çünkü orada her şeye daha çok muhtaç olacağız. Diyelim ki, yaptığımız bir dua ile Allah bizi cehennemden kurtardı. Böyle bir şey dünyadan ve içindekilerden daha iyi, daha önemli değil mi?
    Çocuğunuzu alışveriş merkezine götürdünüz. Ne isterse alacağınızı söz verdiniz. O sırada çocuğunuza elini neye uzatsa aynısını alır mısınız?
    Ağladığı, sızladığı halde bazen almazsınız, değil mi? Çünkü çocuk bazen kendisine neyin faydalı, neyin zararlı olduğunu bilmez ve bilemez. Ona faydalı olanı siz bilirsiniz.
    Bazen istediği şeyin aynısını değil de bir benzerini alırsınız, bazen hiç almazsınız, öyle ki bazen olur, belki daha pahalısını, daha kalıcı olanı alırsınız.
    Siz niye çocuğunuzun istediğini almadınız, kul ile Allah arasındaki yönüyle duasını kabul etmediniz? Çocuğunuzu sevmediğinizden mi almadınız? Hayır, çok sevdiğiniz için istediğinin aynısını almadınız.
    İşte kulun yaptığı dua da böyledir, bu şekilde düşünmek lazım. Üstelik dua bir ibadettir, dua etmek sevaptır, sevapların karşılığı da âhirette verilir.
    Mehmet PAKSU







    Bu gelen gece olan Leyle-i Berat, bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde ve mukadderat-ı beşeriyenin proğramı nev'inden olması cihetiyle Leyle-i Kadr'in kudsiyetindedir. Herbir hasenenin Leyle-i Kadir'de otuzbin olduğu gibi, bu Leyle-i Berat'ta herbir amel-i sâlihin ve herbir harf-i Kur'anın sevabı yirmibine çıkar. Sair vakitte on ise, şuhur-u selâsede yüze ve bine çıkar. Ve bu kudsî leyali-i meşhurede onbinler, yirmibin veya otuzbinlere çıkar. Bu geceler, elli senelik bir ibadet hükmüne geçebilir. Onun için elden geldiği kadar Kur'anla ve istiğfar ve salavatla meşgul olmak büyük bir kârdır.
    Said Nursî
    * * *
    Elli senelik bir manevî ibadet ömrünü ehl-i imana kazandırabilen Leyle-i Beratınızı ruh-u canımızla tebrik ederiz. Herbiriniz, şirket-i maneviye sırrıyla ve tesanüd-ü manevî feyziyle kırk bin lisanla tesbih eden bazı melekler gibi; herbir hâlis, muhlis Nur şakirdlerini kırkbin dil ile istiğfar ve ibadet etmiş gibi rahmet-i İlahiyeden kanaat-ı tâmme ile ümid ediyoruz.




    “Fâniyim,fâni olanı istemem.Âcizim, âciz olanı istemem.Ruhumu Rahman’a teslim eyledim,gayr istemem.İsterim,fakat bir yâr-ı bâki isterim.
    Zerreyim, fakat bir Şems-i Sermed isterim.Hiç-ender-hiçim,fakat bu mevcudatı birden isterim.” Bediüzzaman Said Nursi Hz.





    Berat Kandili

    Konu yanlizdeğilım tarafından (26. July 2010 Saat 07:18 ) değiştirilmiştir.
    Oruç ile ilgili bazı konular
    Adak Orucu Tutan Kadın Adet Görürse
    Adetli Kadının Oruçlu Gibi Durması ...
    Fitre ve Fidye Arasındaki Fark Nedir?
    Güneş  Doğduktan Sonra Adet Görme
    Güneş Doğduktan Sonra Adetten Temizlenme
    Hamile ve Süt Emziren Kadının Durumu
    Hanımların Muayene Olmaları
    Hayzı Geciktirerek Oruç Tutmak
    Hurma İle İftar Etmek   
    İftar Duası
    Kadın Adet Olacağım Diye Oruç Tutmazsa
    Kadir Gecesi...
    Kefaret Gerektiren Haller
    Oruç Bozmayı Mübah Kılan Haller
    Oruçlu Kadın Yemeğin Tadına Bakabilir mi?
    Orucu Bozmayan Şeyler Nelerdir?
    Orucu Bozup Kazayı Gerektiren Haller
    Orucun Fidyesi
    Oruçluya Mekruh Olan Haller
    Orucun Kısımları Nelerdir?
    Oruçta Kefareti Düşüren Haller
    Oruçun Şartları Nelerdir?
    Ramazan Orucuna Hergün Niyet  Şartmı?
    Uçakla Seyahat Eden İftarını Nasıl Yapar?
    Üç Aylarda Oruç
    Yapılacak Bazı Dua ve İbadetler
    Oruç ve Ramazan Üzerine Yazılar
    Bir aylık dindarlık
    Çocuk İçin Başka Bir Heyacandır Ramazan
    Çocuklar ve Ramazan
    Eski Ramazanlar
    Hristiyanlıkta ve Yahudilikte Oruç
    "Jetimam" Yahut Boşa Giden Teravihı

    Ramazan Bayramı
    Orucunuz Hangi Cinsten? - Ahmet Şahin
    Oruç Tutasınız ki Sihhat Bulasınız
    Oruç Tutmak Ya da Tutturan Oruç
    - Afşin Selim
    Oruç Tutmayanlar - Hayrettin Kahraman
    Oruçtaki Güzellikler

    Ramazan Ayı İbadet Ayıdır  - Mehmet Talü
    Ramazan Ayının Fazilet ve Esrarı
    Ramazan Ayının Üstünlükleri
    Ramazandaki Hedeflerimiz Neler Olmalı?

    Ramazanda Nasıl Yemeli
    Sahura Kalkalım
    - Mehmet Talü
    Sahuru Geciktirmekte Yarar Var
    Seferi Hali ve Oruç
    Temizlik İmanın, Oruç da Sabrın Yarısıdır
    Teravih Namazı

    Teravih Namazı Kaç Rekat ?
    ...
    ...
     
    Asla farkına varamıyoruz ama yarın geriye
    kalan ömrümüzün ilk günü!

    ALLAH-c.c. Bilerek Veya Bilmeyerek Yapmış Olduğumuz Bütün Hatalarımızı Sonsuz
    Merhameti İle Afv Eylesin(Amin)

  2. Bu mesajı yazan yanlizdeğilım üyeye teşekkür edenler:

    bekkain (26. July 2010)

  3. #2
    Yemek Yakan yanlizdeğilım Çok ünlü. yanlizdeğilım Çok ünlü. yanlizdeğilım Çok ünlü. yanlizdeğilım Çok ünlü. yanlizdeğilım - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Aug 2008
    Bulunduğu Yer
    İSTANBUL.KARTAL-(RİZE)
    Mesajlar
    604
    Rep Puanı
    6

    Standart

    Berat Duası


    Bazı mâna büyüklerinin de şöyle bir duası vardır:
    "Allahım, şayet ismimi saîdler defterine yazdıysan, orada sabit kıl. Şayet ismimi şakiler defterine yazdıysan oradan sil. Çünkü Sen buyurdun ki, 'Allah dilediğini siler yok eder, dilediğini de sabit bırakır, Levh-i Mahfuz Onun katındadır."12


    Bu idrak ve şuur içinde ihya edeceğimiz Berat Gecesinin hepimiz için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Haktan niyaz edelim.


    Kaynaklar
    1 Hülâsâtü'l-Beyân. 13:5251.
    2 Şualar, s,426.
    3 TDİ."Berat" maddesi.
    4 Hak Dini Kur an Dili, 5:4295
    5 İbni Mâce, İkame, 191.
    7 et-Tergîb ve't-Terhib, 2:118.
    8 İbni Mace, İkametü's-Salât, 191; Tirmizî, Savm, 38.
    9 Tirmizî, Savm:39.
    10 Şualar, s.426.
    11 et-Tergib ve't-Terhîb, 2:.119, 120.
    12 Ra’d Suresi, 39; Mecmuatü’l-Ahzab, 1:597.
    Asla farkına varamıyoruz ama yarın geriye
    kalan ömrümüzün ilk günü!

    ALLAH-c.c. Bilerek Veya Bilmeyerek Yapmış Olduğumuz Bütün Hatalarımızı Sonsuz
    Merhameti İle Afv Eylesin(Amin)

  4. Bu mesajı yazan yanlizdeğilım üyeye teşekkür edenler:

    bekkain (26. July 2010)

  5. #3
    Hatim Sorumlusu bekkain Çok ünlü. bekkain Çok ünlü. bekkain Çok ünlü. bekkain Çok ünlü. bekkain Çok ünlü. bekkain - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    Jun 2009
    Bulunduğu Yer
    türkiye
    Mesajlar
    4,122
    Blog Başlıkları
    1
    Rep Puanı
    10

    Standart


    değerli bilgiler için allah razı olsun...

+ Konuyu Cevapla

Konu Bilgisi

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)

     

Facebook Ziyaretçi Yorum Köşesi

Benzer Konular

  1. Günahlardan Arınmak İçin Üç Yol‎
    Konuyu Açan: -GüLBeYaZ_, Forum: Nasihatler.
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj : 26. July 2010, 09:41
  2. GÜnahlardan arinmak
    Konuyu Açan: ŞEHADET_, Forum: Dini Konular.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 16. July 2010, 16:45
  3. Arınmak..!
    Konuyu Açan: KE$K!NßI¢@K, Forum: Güzel Sözler.
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj : 15. May 2010, 16:22
  4. Arif Gönlüne Sığınmak...
    Konuyu Açan: ihvangul, Forum: Dini Konular.
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj : 27. June 2009, 20:54
  5. Haydi günahlardan birazda olsun arınalım !!!
    Konuyu Açan: *emel*, Forum: Dua Köşesi.
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj : 20. December 2008, 23:15

Bu Konu İçin Etiketler

Bu Konuyu Paylaşın !

Bu Konuyu Paylaşın !

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok.
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.